26 Şubat 2020 Çarşamba

SURİYE-İDLİB'TEN GELİP ÇANAKKALE'DE ŞEHİT OLAN ASKERLERDEN BAZILARI.


Ödemeyeni sürgün eden vergi 'Varlık Vergisi'


Ödemeyeni sürgün eden vergi 'Varlık Vergisi'

11 Kasım 1942 tarihinde resmi gerekçesi, hükümet tarafından 'olağanüstü savaş koşullarının yarattığı yüksek karlılığı vergilemek' olarak belirtilen Varlık Vergisi yasası TBMM tarafından onaylandı

1942’de Reisi cumhur(Cumhurbaşkanı) İsmet İnönü'dür. Başbakan Refik Saydam vefat edince yerine gelen Şükrü Saraçoğlu ilk iş olarak ekonomiye odaklandı.


Ekmek dahi karne ile dağıtılır olmuştu

Ortaya çıkan karaborsacılara çare olarak yeni bir vergi yasası çıkarılmasına karar verildi

Kanun, Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün arzusu ve Başbakan Saraçoğlu’nun talimatıyla Maliye Müsteşarı Esat Tekeli tarafından kaleme alındı

Buna göre, savaş zamanında olağanüstü kazanç elde edenler Müslümanlar (M), gayrimüslimler (G), dönmeler (D) ve ecnebiler (E) olarak listelenmişti

Varlık Vergisi Kanunu 11 Kasım’da 350 milletvekilinin oy birliği ile kabul edildi

Reşat Nuri Güntekin, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Hasan Ali Yücel ve Celal Bayar gibi tanıdık isimlerin de aralarında olduğu 76 milletvekili oylamaya katılmadı

18 Kasım’da vergi listeleri neşredilince görüldü ki, mükelleflerin %70’i İstanbullu idi

Bunların da %87’si gayrimüslimdi

Vergi borcunu ödeyemeyenler, Aşkale’de taş ocağında çalışmakla mükelleftiler

Bazısı yurt dışına kaçabildi; bazısı da kaçarken yakalandı

Vergiyi ödeyemeyeceklerini anlayan bazı mükellefler intihar etti

Neticede 1400 kişi, hayvan vagonlarıyla o günlerde -25 derece soğuktaki Aşkale’ye götürüldü

Sürgün edilenlerden 21’i kötü şartlar nedeniyle hayatını kaybetti

Geri kalanların da bir kısmı ruh ve beden sağlığını kaybetti

Varlık Vergisi, Türkiye çapında 114 bin 368 kişiye uygulandı

Toplam 314 milyon 900 bin TL vergi toplandı

https://www.star.com.tr/tarih/odemeyeni-surgun-eden-vergi-varlik-vergisi-haber-1425210/

Prof.Dr.Ahmet Şimşirgil


13 Şubat 2020 Perşembe

PEYAMİ SAFA'NIN SÖZÜ


İşte Atatürk için yazılan Ezan ve Mevlit



İşte Atatürk için yazılan Ezan ve Mevlit

1930'lu yılların edebiyatında rastlıyoruz. Öyle ki ünlü bir şair Atatürk'ün için ezan ve mevlit bile yazmış.

Atatürk'ün ezanı Türkçe'ye çevirdiği ve yıllarca toplumun ezandan nasıl uzak kaldığı hala tartışılan bir olgudur. 

1932 yılında yürürlüğe giren uygulama 1950'de Demokrat Parti aslına döndürüne kadar devam etmişti. Mustafa Kemal, bu yeniliğe giderken de hocalardan caiz olduğu fetvasını çıkarmayı da ihmal etmemişti.

Atatürk'ün yaşadığı dönemde yazılan bazı edebi eserlere bakıldığında nasıl bir insanüstü varlık yaratılmaya çalışıldığının örneği ortaya çıkıyor. Günümüzde hala Atatürk'ü peygamber gibi görüyorlar eleştirisinin dayanağı aslında burada yatıyor. Atatürk'ü doğrularıyla yanlışlarıyla nihayetinde bir insan olarak yargılayamayan bireylerin ataları Cumhuriyet'in ilk yıllarında yaşamıştı.

"KEMALİZM DİNİ" NASIL OLUŞTURULDU?

Dönemin milletvekillerinden Şeref Aykut'a göre Kemalizm dini (kendi ifadesiyle) 6 oktan ( Bugün de bildiğimiz gibi cumhuriyetçilik, milliyetçilik, inkılâpçılık, devletçilik, laiklik ve halkçılık) oluşmalıydı. Aykut bilindiği gibi bu fikirlerini en temel şekilde "Kemalizm Dini" adı altında kitaplaştırmış ve Atatürk'e tapan(!) nesillerin nasıl yetiştirileceğini anlatmıştı.

ATATÜRK İÇİN EZAN VE MEVLİT

Bu dinin peygamberi olarak da Atatürk'ü gördükleri için onun adına tabi ki bir mevlit yazıldı. Hatta bununla da yetinilmeyip bir de ezan yazdılar. İşte Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli şairlerinden Behçet Çağlar'ın yazdığı o ezan:

Atatürk ekber!

Atatürk ekber!

Ancak O var Atatürk!

Evliya odur,

peygamber odur,

sanatkâr Atatürk.

Talihe hâkim,

zekâya önder,

doğma serdar Atatürk.

Bunları geçti insan büyüğü:

Kendi kadar Atatürk!

Atatürk ekber!

Atatürk ekber.

Bizde O var. Atatürk!

Ne evliya, ne de peygamber..

Halkına yar Atatürk!”

Süleyman Çelebi'nin Hazreti Muhammed için yazdığı mevliti Atatürk'e uyarlamaktan çekinmeyen Çağlar bunu pek çok yerde okuttu da: 

“Hak Teala çün yarattı Türk’ü ilk

Dedi, ‘Üç kıta da olsun ona mülk.’

Mustafa nurunu alnına koydu,

‘Bil! Kemal’in nurudur, ol nur!’ dedi.”

Geçti böyle nice ay, nice sene,

Vakt erişti bin sekiz yüz seksene

Ger dilesiz, bulasız oddan necat,

Mustafa-yı ba-Kemal’e essalat!”

Ol Zübeyde, Mustafâ’nın ânesi

Ol sedeften doğdu ol dürdânesi!

Gün gelip oldu Rızâ’dan hâmile

Vakt erişti hafta ve eyyâm ile.

Geçti böyle, nice ay nice sene

Vakt erişti bin sekiz yüz seksene.

Merhaba ey baş halâskâr merhaba

Merhaba ey ulu serdâr merhaba!

Atatürk'e tapınmaya kadar varan bu hayranlık sadece Behçet Çağlar ile de sınırlı kalmadı. 

Ünlü şairlerden Faruk Nafiz Çamlıbel Atatürk'ün ölümünden sonra onu kalbine bir put gibi yerleştirdiğini bakın nasıl anlatmış:

Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil

Kanlı bir göz yaşı nehrinde muazzam tabutun

Ey ilâhın yüce dâvetlisi, göklerden eğil

Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!

Diğer bir şair Halil Bedii Yönetken ise Atatürk'e olan bakış açısını böyle aktarmış:

Tanrı gibi görünüyor her yerde

Topraklarda, denizlerde, göklerde

Gönül tapar, kendisinden geçer de

Hangi yana göz bakarsa: Atatürk

Görüldüğü gibi Cumhuriyet'in ilk yıllarında Atatürk'ü ilahlaştırmak edebiyatın ana konularından biri olmuştu.

İNÖNÜ İLE TEVFİK KAMİL