YENİ GERÇEK TARİH-2


16 Mayıs 2012 Çarşamba
9 Mayıs 2012 Çarşamba
ÇANAKKALE SAVAŞINA GÖNÜLLÜ GİDEN 15'LİKLER...

ÇANAKKALE SAVAŞINA GÖNÜLLÜ GİDEN 15'LİKLER...
Dur yolcu bilmeden gelip bastığın bu toprak,
Bir devrin battığı yerdir,
Eğilde kulak ver bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir,
Bu ıssız gölgesiz yolun sonunda,
... Gördüğün bu tümsek ANADOLU'nda,
İstiklal uğrunda namus yolunda,
Can veren MEHMED'in yattığı yerdir,
Bu tümsek koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
MEHMED'in düşmanı boğduğu sele,
MÜBAREK KAN'ını kattığı yerdir,
Düşünki haşr olan KAN kemik etin,
Yattığı bu tümsek amansız çetin,
Bir harbin sonunda bütün MİLLET'in,
HÜRRİYET zevkini tattığı yerdir...
Bu resim onbeş yaşında çanakkaleye ŞAHADET ŞERBETİ'ni içmeye giden
KAHRAMAN TÜRK GENÇLERİNE AİTTİR....
RABBİM BİZLERİ ONLARIN ŞEFAATİNDEN MAHRUM ETMESİN.....
Etiketler: KOCAYUSUF
2 Mayıs 2012 Çarşamba
YAVUZ SULTAN SELİM'İN GERÇEK RESMİ

YAVUZ SULTAN SELİM'İN GERÇEK RESMİ
Yavuz Sultan Selim Han küpe, börk, tac ve inci kolye takmamıştır. Solda ki küpeli resim süslü giyinmeyi seven dönemin İran hükümdarı olan Şah İsmail'dir.Kizilbas terimide zaten o kizil börkten geliyor..
Zira Yavuz Sultan Selimin Mısır sefer...i dönüşünde Oğlu Süleyman'ın süslü elbiselerini görünce''BRE SÜLEYMAN,SEN BÖYLE GİYİNİRSEN ,ANAN NE GİYİNSİN ?'' dediğini ve şahsi hayatında sade süslerden uzak olduğunu biliyoruz...
Padişah-ı Âlem olmak bir kuru kavga imiş,
Bir veliye bende olmak cümleden âla imiş.
Etiketler: KOCAYUSUF
23 Nisan 2012 Pazartesi
HZ.MEVLANA M.CELALEDDİN RUM DİYARINDAN MI?

HZ.MEVLANA MUHAMMED CELALEDDİN RUM DİYARINDAN MI?
Hz.Mevlana Muhammed Celaleddin Rum diyarındanmı ki künyesinde Rumi yazıyor?
Hz.Mevlana Muhammed Celaleddin küçük yaşlarda ailesiyle birlikte Afganistan'ın Belh şehrinden Anadolu Selçuklu Devletinin şehri olan Konya'ya gelmişler.
Mevlânâ Celaleddini (Rumi adı, Anadolu' ya yerleşip orada yaşadığı için (o dönemde Anadolu'ya Diyarı-ı Rum deniliyordu); sözü doğru değil. Konya,Rum diyarı yani Rum (D.Roma) şehri değildir.Anadolu Selçuklu Devletinin şehridir.
Anadolu Selçuklu Devleti,Roma Devleti ile sınırdır.Anadolu'ya Diyar-ı Rum yani Rum Diyarı nasıl deniyor? Konya Anadoluda değilmi?
Konya, Anadolu Selçuklu Devleti'nin bir şehri değilmi? Öyleyse tüm Anadolu'ya Rum Diyarı denmez.Çünkü Selçuklularında toprakları var.
Hz.Mevlana Muhammed Celaleddin künyeside Rumi değil Konevi yazılmalıdır.Çünkü Konyalıdır.
Hz.Mevlana Muhammed Celaleddin Belhi Konevi dememiz gerekir.
Mevlânâ ise, kendisine karşı duyulan büyük saygının belirtisi olarak "Efendimiz" manasına gelir.
Hz.Mevlana Muhammed Celaleddin Belhi Konevi
(Belhli Konyalı Hz.Efendimiz Muhammed Celaleddin )
Etiketler: KOCAYUSUF
22 Nisan 2012 Pazar
Masonlardan Yüzyıllık İtiraf
Yıl, 1908… Aylardan ağustos...
İkinci Meşrutiyet ilan edileli bir ay olmuş. Beyoğlu'ndaki Tokatlıyan Oteli salonlarında toplanan İstanbul ve Rumeli localarının Türk ve yabancı katılımcıları, yeniden bir millî masonluk teşkilatı oluşturmak için bir aradalar. İtalya, Fransa, Mısır ve Belçika yüksek şûraları, onlara rehberlik etmeye dünden hazır olduklarını belirttiler....
Aynı yıl Belçika'da düzenlenen Yüksek Şûralar Toplantısı'nda bizzat Belçika Yüksek Şûrası'nın teklifi ile Türkiye'de yeniden bir yüksek şûra kurulması kararı verildi. Bu vazife de Mısır Yüksek Şûrası'na tevdi edildi.
Bu emeller üzerine 3 Mart 1909'da yapılan toplantıda Türkiye Yüksek Şûrası hayata geçirildi. İttihatçılardan Talat Paşa da burada görevliydi.
Türkiye Büyük Locası ise 13 Temmuz 1909'da kuruldu.
Yani 1909 senesi, İstanbul'daki masonlar için oldukça hareketli bir seneydi.
100 yıl önce böyle başlamıştı masonların Türkiye'deki macerası. 2009 yılında, büyük üstatlığını Salih Evcilerli'nin yaptığı Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası bir dizi etkinlik düzenledi.
PTT'nin özel pul baskılı kart hazırlayarak katıldığı 100. yıl dönümünün ilk etkinliği temmuz ayındaydı ve ENKA Eşref Denizhan Açıkhava Tiyatrosu'nda bir konserle bir araya geldi mason biraderler.
25 Eylül'de, bu sefer Hilton Oteli'nde, 450 kadar mason ile eşleri ve 400'ü aşan sayıda da yabancı konuğun katıldığı bir program düzenlendi.
Hem de harem selamlık.
Ardından da Four Seasons'da akşam yemeği yendi. Bunları masonların kendi açıklamalarından değil, başka kaynaklardan öğreniyorduk. Mesela, mason olmamasına rağmen bu toplantılara katılan deprem uzmanı Prof. Dr. Ahmet Ercan'dan…
Ercan, kendi adını taşıyan internet sitesinde 'Masonlarla yarım gün' başlığı altında, 100. yıl toplantısındaki izlenimlerini kaleme almıştı.
Ercan'ın yazısı çok enteresan bir diyalogla sona eriyordu. Okuyoruz: "Yanımdaki bey, üst kuşak bir mason olan, İzmir'den sayın bir katılımcı.
Onunla söyleşiyi kaynattık. Çok içten bir masondu.
Oradaki herkes mason üstadı muhterem iken benim çağrılı olmamı bir süre algılayamadı.
Türkiye'de olan 215 gözün (locanın) başkanları birkaç özrü olan dışında tümü oradaydı. Katılımcı bey bana masonluk üzerine edinmek istediğim bilgileri yetkin bir ağızla bir bir anlattı."
Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan'ın yazısının en ilginç bölümü, İzmirli mason iş adamı ile aralarında geçen şu diyalog:
"Yeryüzünde tüm masonlar birbirleriyle dayanışma içindedirler."
Ahmet Ercan: "Örnek?"
"İran'da Ayetullahlar, Şah döneminde mason olanları astılar. Bunun hesabını er ya da geç verecekler."
Ercan: "Şaka mı bu?"
"Yok gerçekçiyim.
Tüm Amerikan başkanları masondur.
Türk büyükleri de öyle...
Tüm masonlar bu öcü beklerler."
Ercan: "Bak sen!"
"Bir üstadı muhteremin isteklerini, bulunduğu gözün üyeleri kesin yerine getirir.
Bu sözler bir buyruktur."
Ercan: "Ne, her şey mi?"
"Töreye aykırı olan işler dışında her şey."
Ercan: "Yönetim içinde de mason var mı?"
"Çok…
Hem de en üst düzeylerde.
Kaldı ki masonlarla çok iyi geçinir.
Bunun nedenlerini de iyi bilir.
O nedenle bize dokunmaz.
Ancak bizim kimliklerimiz devletin elinde vardır.
Bu bilgileri ellerinde tutarlar."
Ercan: "Bu gizem niye?"
"Bunu yanıtlamak güç. Bırakın o bizde kalsın."
Yazı, kendi adına açılmış web sayfasında idi ama yine de herhangi bir internet kazasına maruz kalmamak için önce yazının Ahmet Ercan'a ait olup olmadığını öğrenmemiz gerekiyordu.
Kendisine ulaştığımızda Ercan, konsolos olan eşini temsilen davet edilip katıldığı toplantıdan kişisel izlenimlerini kaleme aldığını, yazının kendisine ait olduğunu söyledi.
O toplantıda kendisini gören mason arkadaşlarının şaşırdığını ifade eden Ercan, aynı masayı paylaştığı masonun söylediklerini yorum katmadan aktardığını iddia etti.
Prof. Dr. Ercan, Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın soyundan. Deprem uzmanı Ercan, Mehmet Ali Paşa'nın çocuk veya torunlarından birinin de locaya kayıtlı bulunması ve ayrıca ailesinin de masonların çokça bulunduğu Selanik'ten göçmen gelmesinden mülhem, kendisinin de mason bir aileden geldiğinin düşünüldüğünü tahmin ediyor. Pek çok kez masonluğa davet edilen Ercan, 100. yıl toplantısına katılanların gerek ilişkilerinden, gerek kendisine anlatılanlardan çok etkilenmiş.
O yüzden de bu hislerini yazıya döküp halkla paylaşmak istemiş:
-100. yıl toplantısına katılanlar arasında sizi şaşırtan kimseler var mıydı?
"Onu söylemeyeyim.
Çok, ne insanlar var yani. Birçoğunu da kamuoyu tanıyor."
-Meslek grubu olarak tasnif yapsak ne söyleyebilirsiniz?
"Bizim (İstanbul) Teknik Üniversite'den dahi öğretim üyeleri vardı. Yani toplumun böyle kaymak tabakası, seçkin insanlar.
Televizyonlardan vardı.
Şimdi burada bazı şeyleri açıklarsam birçok şeyi karıştırmış olurum."
İsmi bizde mahfuz İzmir doğumlu mason iş adamı ise Prof. Dr. Ahmet Ercan'la yemekte yarım saat kadar sohbet ettiğini doğruluyor; fakat yazılanların pek çoğunun doğru olmadığını söylüyor.
Masonluğunu saklamadığını, üyeliğinin eski olduğunu belirten iş adamı, masonluğun kesinlikle politika ile ilgilenmediğini iddia ettikten sonra şunları anlatıyor bize:
"İran'da Ayetullahlar, Şah döneminde mason olanları astılar. Bunun hesabını er ya da geç verecekler.
Ben böyle bir şey söylemedim.
İran'da masonlar Ayetullah döneminde asıldı, dedim. Yani bana şöyle soru sordu. Dünyada mason olmayan ülkeler var mı? Var dedim, İran. Niye? Şah'tan sonra tamamı asıldı ve kalanı da yurt dışına kaçtı, dedim. 'Tüm Amerikan başkanları masondur. Türk büyükleri de öyle. Tüm masonlar bu öcü beklerler.'
Hayır, böyle bir laf da etmedim.
Amerikan başkanlarının bir kısmı masondur dedim.
Bunu söyledim.
Ama bu şekilde bir cümle ile çerçevelemedim işi.
'Yönetim içinde mason var mı?' Evet, vardır. Bu lafı söylemişimdir.
Sonra 'Tüm masonlar dayanışma içindedir.' Doğrudur. Herhangi bir şekilde söylemedim. Lafın arasında geçmiş olabilir."
Cevap hakkı için aradığımız mason iş adamı, Ahmet Ercan'ın oraya nasıl davetli olduğunu ve nasıl geldiğini de bilmediğini vurguluyor.
Masonluk ve masonlar hâlâ bir kapalı kutu.
Bir profesör, katıldığı bir toplantıdan bu kadar etkileniyorsa gerisini siz düşünün.
Onca seneye rağmen kendilerini tam manasıyla açmayı düşünmüyorlar kamuoyuna. Aslında, Türkiye'deki 90. kuruluş yıllarına denk gelen dönemde, 1998-99'da, o zamanki Büyük Üstat Sahir Talat Akev ile bir açılıma giden mason teşkilatı, özellikle son süreçteki olaylar yüzünden tekrar içine kapandı. Bilindiği gibi Loca'da 'yolsuzluk' yapıldığı gerekçesiyle, 2003-2005 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı olan Kaya Paşakay ve iki yöneticisi ihraç edilmişti. Mahkeme süreçleri devam eden masonlar, geçen hafta da 2005 yılına ait bir ihaleyle ilgili yolsuzluk iddiası çerçevesinde mahkeme ediliyordu. Son dört Büyük Üstadlar olan Demir Savaşçın, Kaya Paşakay, Asım Akin ve Salih Evcilerli'nin yargılandığı davaya sadece şimdiki Büyük Üstat Evcilerli katıldı.
Türkiye'deki mason yapılanmasının tam da 'açılıma' karar vermesinden bir süre sonra tekrar içine kapanmasının bu olaylarla ilgili olduğu tahmin ediliyor.
Hatta kendi içlerine o kadar kapandılar ki, geçen aylarda, 100. yıl kutlamaları ile ilgili ne tür faaliyetleri olduğunu öğrenmek istediğimiz Büyük Üstat Salih Evcilerli, kendisine telefonla ulaşmamızdan rahatsız olmuş, muhabirle değil de yayın yönetmeni ile konuşmak manevrasıyla sorularımıza cevap vermeden telefonu kapattırmıştı.
Masonlar, kendilerinin yanlış bilindiğini ısrarla vurgular hep. Büyük Üstat Evcilerli de Loca'nın internet sitesinde bu durumu şöyle ifade ediyor:
"Dünyada Hür Masonluk kadar eski ve önemli olup da tam ve doğru anlaşılamamış başka bir kurum yoktur. Bu, yalnız ülkemizde değil, dünyada da öyledir."
Türk halkı ve dünya milletlerinin masonları 'tam ve doğru' anlamamasında, haklılık payı var mıdır acaba?
Şimdi aktaracağımız bir yemin metni bu kuşkuyu doğrulayacak nitelikte.
Çünkü yıllardır masonlar konusunda araştırmalar yapıp kitaplar yazanlar dahi böyle bir yemini duymadıklarını söylüyor.
Demek ki masonların bir kamuoyuna deklare ettikleri yemin metni bir de kendi içlerinde bağlı kaldıkları ayrı bir metin söz konusu. İşte virgülüne dokunmadan o yemin:
"Biz aşağıda isimleri yazılı şovalyeler, serbest irademizle ve tam arzumuz ile kainatın ulu mimarı ve kralı balta şovalyelerinin Lübnan Prenslerinin Kolej huzurunda vaad ve taahhüd ederiz ki bu derecenin sırlarını bu derecenin altındaki dereceler masonlarına bildirmeyeceğiz ve vaad ve taahhüd ederiz ki bütün kuvvetlerimizle çalışan sınıfın kardeşlerini yükseltmeye, onların hayat şartlarını i'la etmeye ve çocuklarını terbiye ve talimin iyiliklerinden faydalanmaya çalışacağız, sa'yi tebcil ederek, faziletli ve zeki işçiyi kendimizle kanunda müsavi (eşit) sayacağız."
Yeminin burası ilginç:
"Bu vaad ve taahhüdlerimizi tutmadığımız takdirde buzlu Lübnan dağlarında, karlar içerisinde, sefilane ölmeye razıyız. İşbu taahhüdnameyi istiklal reokajının 26 Nisan 1960 tarihli celsesinde imza eyledik.
Ertuğrul Kemal Eyüpoğlu, Ali Fuat Berkman, Abdullah Atasağun, Şükrü İmre, Ali Rıza Tezel, Abdi Alkan, Mümtaz Rek, Kazım İsmail Gürkan, Ali Ratıp Dinçer, Reşit Güvengil, Nami Serdaroğlu."
Belge, 'mason yemini' üst başlığı ile 4 Mayıs 1960 tarihinde, yani 27 Mayıs Darbesi'nden 3 hafta kadar önce "İstiklal areopajının (masonlukta 19 ile 30. arasındaki felsefi localara verilen ad. C.K.) 26 Nisan 1960 tarihine rastlayan Salı günü saat 18'de in'ikad eden celsesinde ekli yemin varakasında isimleri yazılı Kralî Balta Şovalyelerinin 18 dereceden 22. dereceye terfi merasimlerinin yapılmış olduğu kardeş sevgi ve saygılarımızla arz olunur." ön yazısı ile büyükelçi Coşkun Kırca'nın babası, Loca'da Amir Hakim olan Mehmet Ali Haşmet Kırca, Celal Öget ve Suat Arpat tarafından Türk Yüksek Şûra Riyaseti'ne sunulmuş.
Belge, ilgili toplantıda bulunan idarecileri ile aralarında o zamanlar daha Devlet Su İşleri Genel Müdürü olan Süleyman Demirel'in de bulunduğu uzun bir mason üye listesini de kapsıyor.
Masonlar ve masonluk üzerine uzun yıllar çalışmalar yapmış gazeteci-tarihçi Orhan Koloğlu ile araştırmacı Süleyman Yeşilyurt'a da sorduğumuzda, böyle bir yemin duymadıkları cevabını alıyoruz.
Biraz daha araştırınca, masonlukta 33. dereceye kadar yükseltilirken her bir derecede farklı bir bağlılık yemini edildiği anlaşılıyor. Burada da belirtildiği gibi 18. dereceden 22. dereceye intisab ettirilenler Kralî Balta veya Lübnan Prensi adına yemine tabi tutuluyor.
Metinde geçen Lübnan Prenslerinin Kolej huzuru tabiri de 22. derecedeki mason mabedinin adı oluyor.
Askerlerin üyeliğinin yasak olmasına rağmen bu cenahtan pek çok mensubu bulunan masonluk, kamuoyuna açılmaya bir türlü karar veremediği sürece, Büyük Üstat Salih Evcilerli gibi bundan sonraki üstadların da 'yanlış anlaşılıyoruz' yakınmaları Türkiye'de ve dünyada bitmeyecek galiba.
Tarihçi-gazeteci Orhan Koloğlu:
Masonlar, sömürgeci mantıkla gelir ülkeye
Masonlar on yıl önceki 90. yıl kutlamalarını yaparken beni 15-20 defa konferanslara çağırdılar. O zaman sadece Abdülhamit ve Masonlar kitabım çıkmıştı. Cumhuriyet Dönemi Masonlar kitabı çıkınca, orada tabii bu iç dedikodular falan da var bir haylice. Bu iç kavgalar da başlayınca içe kapandılar, benimle de ilişkiyi kestiler.
Beni masonluğu aramaya sevk eden olay, 1890'lı yıllardaki Osmanlı basınını tararken gördüğüm haberler oldu. Müthiş şaşırdım hatta. Küçük küçük haberler. Mesela diyor ki 'Dün Pera, Beyoğlu'ndaki bilmem ne mason locasında tören yapıldı, tören Hamidiye Marşı ile açıldı. Sultanın başyaveri geldi, 100-150 altın da bağışta bulundu.' Buna şaşırdım. Abdülhamit gibi adam…
Hamidiye Marşı ile balo açılır mı? Üstüne de para veriyor. Araştırdığım zaman anladım ki adamları satın alıyor.
Diyor ki 'politika yapmayın, istediğiniz kadar balo yapın, benim marşımı söyleyin.
Hiç umurumda değil.'
Bu, müthiş bir politika.
Ve hakikaten etkiliyor da masonları. Ama İttihatçıların mason locasından yararlanmalarındaki asıl sebep de bu.
Mason locaları tehlikeli değildir dediğin zaman İttihatçılar gitmişler Makedonya'da bir tek locayı ele geçirmişler, Makedonya Risorta'yı.
Ama bir tek loca. Yani İttihatçıların on tane locası yok. Ondan sonra da asıl masonlar, İttihatçılar toplantı yapmaya başlayınca ayrılıp başka loca kuruyorlar.
İttihatçılar mason yemini etmez.
Onlar tabanca üzerine yemin ederler, apayrı bir hikâyedir. İttihatçılar locayı Abdülhamit polisinin kontrolünden kurtulmak için kullanıyorlar.
Dikkat edin localarda İttihat Terakki hâkim, masonluk İttihat Terakki'ye hâkim değil.
Yani Abdülhamit de masonları kullanmıştır.
İngilizlerin, 1919'da İstanbul'a hâkim olduklarında ilk yaptıkları iş mason locasını tamamen İttihatçılardan temizlemek olur.
Kendilerine bağlı hâle getirirler.
Çok ayrı politik oyun var orada. Mason locasının başına eski İttihatçı Rıza Tevfik'i getiriyorlar.
Rıza Tevfik, Talat ve Enver'le kavga etmiş, İttihat Terakki'den uzaklaşmış ama başlangıçta İttihatçı. Mason locasının başına getirip Doğu Locası'ndaki bütün ittihatçıları tasfiye et diyorlar ona.
İngiliz politika oynuyor. Atatürk'ün 1935'te onları kapatması da bu.
Orada belirgin bir belge bulamadım ama Atatürk, Şükrü Kaya'ya, Loca'nın başkanına kapattırıyor.
Demek ki bir şey hissettik ki.
(Adnan) Menderes masonlukla oynamıştır.
Menderes nasıl oynadı? Destek almaya çalışıyor.
Bu tabii sadece içeriye yönelik değil, dışarıya da yönelik.
Bugün ise şu var. Kendi içlerindeki hırlaşmalara baktığın zaman pek fazla güçlü olduklarını zannetmiyorum. Avantacılıktan mahkemelik oldular.
Özgürlüklerin elde edilmediği zamanlarda Batı'da etkindiler. Bize, yani İslam dünyasına, yani gelişen toplumlara hakikaten sömürgeci bir mantıkla gelirler
http://www.facebook.com/esrefsaatim
Etiketler: KOCAYUSUF
OSMANLIDA SANAYİ VARMIŞ



Osmanlı'da Sanayi Varmış
Sanayi-i Osmanlı Varmış
Osmanlı'nın "toplu iğne bile yapamadığı" anlatıldı hep kitaplarda. Oysa ki 19. yüzyılda, gerek devlet eliyle gerek özel sermayeyle pek çok fabrika açılmış. İstanbul Ticaret Odası'nın hazırladığı "Osmanlı Ticaret ve Sanayi Albümü" adlı kitap, bu fabrikaları ve sanayileşme çabalarını fotoğraflarla anlatıyor.
Fetih için Bizans surlarını yıkacak topları döktüren Osmanlı, nasıl oldu da dünya 'Sanayi Çağı'na girdiğinde kendi ürünlerini imal edemeyecek bir devlet haline geldi? Hepimizin merak ettiği bu soru, daima Osmanlı'nın aleyhine cevaplandı. Osmanlı'nın Sanayi Devrimi ile birlikte ekonomik gücünü yitirdiği, üretimde sadece Avrupa mallarına bağlı kaldığı söylendi. Fabrikalaşamadığı, imalatın mahalle arası dükkânlarda, iki kişiyle çalışan atölyelerde kaldığı anlatıldı. Kısacası, sanayi çağının gerisinde olduğu yazıldı tarih kitaplarında.
Peki gerçekten böyle miydi? Durumun pek de göründüğü gibi olmadığını Osmanlı tarihçisi Amerikalı Donald Quataert, "Sanayi Devrimi Çağında Osmanlı İmalat Sektörü" adlı çalışmasında ortaya koyuyor. Quataert, söz konusu dönemin (19. yy.) bilinenin aksine Osmanlı imalatçılığının en canlı zamanı olduğunu söylüyor. Hatta değişen şartlara Osmanlı'nın nasıl ayak uydurduğuna, Avrupalılarla rekabette yaratıcı yöntemler geliştirdiklerine değiniyor.
İstanbul Ticaret Odası tarafından yayımlanan "Osmanlı'da Ticaret ve Sanayi Albümü" bu konuda tarihçi Donald Quataert'in söylediklerini fotoğraflarla anlatan bir kitap. Osmanlı Devleti'nin pek de sanıldığı gibi sanayileşmeden geri kalmadığını, 19. yüzyılda devlet ve özel sermaye eliyle kurulan fabrikaların fotoğraflarıyla ispatlanıyor. Kitap, Osmanlı-sanayi ilişkisini öğrenmek isteyenlere Osmanlı fabrikaları hakkında bilgi de veriyor. s.senturk@zaman.com.tr
Tayyare(uçak) Mektebi bile açıldı
18. yüzyılın sonlarından itibaren sanayileşme başlayınca Osmanlı da Avrupa'yı yakalamak için pek çok girişimde bulundu. Bunlardan biri de sanayi mektepleri. Diyarbakır Hamidiye Sanayi Mektebi, Halkalı Ziraat Mektebi ve Yeşilköy Tayyare Mektebi bunlardan bazıları. Kitapta en dikkat çeken tayyare mektebi. Çünkü bu eğitim için devlet, Balkan Savaşları'nın ardından Yeşilköy'de bir havaalanı yapıyor ve havacılık okulu için gerekli teçhizatı buraya getirtiyor. Okulda pilotluğun yanında uçak ve motor bilgisi üzerine dersler de verilmiş.
İlk fabrika 1827'de kuruldu
Osmanlı, sanayide ilk yeniliği 1827'de yapıyor ve askerin kıyafetlerin dikimini daha hızlı hale getirebilmek için bir fabrika kuruyor: Dikimhane-i Amire. Bu giysilerin yapılacağı kumaşlar için Üsküdar ve İzmir'de kumaş fabrikası açılıyor. Bu fabrikalar daha sonra 19. yüzyıldan itibaren özel teşebbüs eliyle açılıyor. Ahırkapı Fanila fabrikası, Ahırkapı Kereste Fabrikası bunlardan bazıları. O dönemde Göztepe, Kızıltoprak, Büyük Ada'da yapılan birçok yeni bina, Ahırkapı Kereste Fabrikası'nın imzasını taşıyor.
Osmanlı Kibritleri Anonim Şirketi
Osmanlı'da devletin öncülüğünde başlayan sanayileşme gayretleri kibrit üretiminde bile kendini gösteriyor. 1898'de Fransız girişimciler tarafından İstanbul Küçükçekmece'de modern bir kibrit fabrikası kuruluyor. Fabrikanın işleyiş düzeni de kalitesi de Avrupa standartlarında. Fabrika kapanana kadar hem ülkenin kibrit ihtiyacını karşılamış hem de Avrupa ülkelerine ihracat yapmış
Bursa İpek Fabrikası'nda daha çok kadınlar istihdam edildi
Bursa vilayeti, Osmanlı tekstilinin merkeziydi. Fakat buradan dünyaya gönderilen ipek kumaşların üretimi kısıtlı şartlarda yapılıyordu. II. Abdülhamid de bunun için şehirdeki tüm üretim merkezlerini birleştirerek bir fabrika kurdu: Darü'l Hariri. Fabrika, kadın istihdamıyla dönemin gazetelerinde bile yer alıyor. Kitapta bu fabrikayı anlatan fotoğraf, zaten 16 Şubat 1893 tarihinde yayınlanmış Servet-i Fünun'da çıkan haberden alınmış.
Son kâğıt fabrikamız işgal kuvvetleri tarafından dağıtıldı
Seri üretim yapan ilk kâğıt fabrikası I. Mahmut devrinde 1744 yılında kuruluyor ama su azlığı yüzünden kapanıyor. Daha sonra 1804'te Beykoz Kâğıt Fabrikası açılıyor. Kâğıt üretimi için son fabrikayı II. Abdülhamid açıyor: "Beykoz Hamidiye Kâğıt Fabrikası". Ancak fabrika I. Dünya Savaşı'nda işgal kuvvetlerince dağıtılıyor.
SEVİM ŞENTÜRK
http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=1140040&title=sanayii-osmanl%FD-varm%FD%FE
Etiketler: KOCAYUSUF






